“Hüzünlü bir keman konçertosu. Buram buram karanfil kokar ortalık, ne zaman keman sesi duyulsa”
Çocukluğundan kalmış anılar içinde en belirgin olanı, çok yaşlı ve kurumuş, köklerini denize doğru uzatan bir ağaçtı. Sık sık, uzak bir koyda olan bu ağacı hatırlar; düşlerinde, onun altında toprağa uzandığını görürdü. Bir iyilik sembolü gibiydi ağaç. Göğe doğru uzanan dalları ve denize doğru büyümüş kökleriyle, neredeyse şefkatle sarıp sarmalayan ince uzun ellere benzerdi. Yıllar sonra, bir tatil için, çocukluğunun geçtiği bu küçük deniz kasabasına döndü. Bahar başlangıcıydı henüz. Beyaz badanalı evler ve daracık sokaklar, mavi mavi deniz kokuyordu. Yaz aylarındaki huzursuz kalabalık yoktu henüz ve kasaba bu ıssız haliyle güvenli bir ev hissi veriyordu. Bir sabah, henüz güneş doğmadan, gördüğü uzun ve karmaşık düşle uyandı.
Giyindi. Ağacın olduğu koya yürümeye karar verdi. Çıktı evden. Beyni gün doğmamış bir sabah gibiydi, duru ve sonsuzca aydınlık. Yüzüne çarpan rüzgarın serinliği içinde, her kasını, her hücresini seçebiliyordu. Beklenmiş ve hazırlanılmış bir yolculuktu bu. Adımları toprağı eziyordu ve o, ayağının altında ezilen her toprak parçasını sayabiliyordu. Her gölge, her bitki, her ev, sonsuz bir makinaya dönüşen beynine kazındı. Koya vardı. Ağaç, hatırladığından çok daha yaşlıydı. Gövdesi çatlaklarla doluydu. Denize uzanan köklerine dalgalar çarpıyordu. Uzandı ağacın altına. Gözlerini kapadı. Rüzgarın hafif sesi geliyordu kulaklarına, ağacı usulca sarıp kucaklıyor, sonra denize doğru açılıp gidiyordu. Kendini, serinlikten ve ıssızlıktan korunmuş duyumsadı. Birden, kulağına çalınan hafif bir sele irkildi. Çok uzaktan geliyor gibiydi ve akarsu sesine benziyordu. Dinledi. Yakınlaştı ses. Bir süre sonra iyice duyulur hale geldi. Açtı gözlerini. Ağacın, başının üzerinde uzanan dallarında bir gariplik sezinledi. Sanki… hafif bir kırmızılık? Yavaş yavaş açılıp berraklaştı bu renk. İşte o zaman gördü ağacın kuru dallarında birikmiş, kıpkırmızı kan damarlarını. Bütün dalları dolaşıyorlar ve sonra geldikleri yere geri dönüyorlardı, ağacın köklerinden denizin dibine doğru… “Beyni çatladı, mavi aklı, kanayıp parçalara bölündü, ve doyurdular aç algılarını.” Köklerin bitiminden uzayıp denize doğru gidiyordu damarlar. Millerce uzunluktaki solucanlar gibi, hareket ediyor, kan taşıyorlardı. Ve çok uzaklara gittiler…yıllardır hareketsizliğin sembolü olarak bildiği ağaç, nefes alıp hareket ediyordu…
Nefes.
Doğumdan ölüme kadar vücudu doldurur ve boşaltır. Sessiz bir hareket. Ve beyin gözlerimizin arkasındaki boşlukta süzülür. Görülmeyen bir hareket hali.
Hareket yolculuktur.
Hareket aradadır.
İki farklı boyut / düzlem / nokta.
Hareket hikayedir.
Geçmişle şimdi, şimdiyle gelecek arasını dolduran hareket, biz farkında olmadan yaşamı tanımlıyor.
Ve ölümü de.
Hareket önermedir.
Benzerliği ve farklılığı çeşitleyen, değiştiren ya da aynı kılan görsel malzeme harekettir.
Hareket sağıltma yöntemidir.
Welfare State Topluluğu, insan boyunu üç kat aşan kuklaları ile Amsterdam sokaklarında çocuklarla buluşuyorlar. Kuklalar öyle hareket ediyorlar ki, bir süre sonra, çocuklarla kuklalar arasında bir farklılık kalmıyor, oyun hayat oluyor. Bu oyunun farklı yanı şu: Oyun sırasında ruhani dünyayla aramızda bir rezonans yaratıldığına inanılırmış. Temiz bir zihne sahipsek içimize dolan bu rezonans bizi vakıf kılar.
“Buana alit” = İçimize girmelerine izin verebilmek.
“Buana agung” - Başka şeylerin içine girebilmek.
Hareket dildir.
Hareket kültürler arası bir dildir.
Nefes. Doluyor ve boşalıyor. Sessiz bir hareketlilik.
Temiz zihin süzülüyor. Görünmeyen rezonanslar.
Bağlantı.
Ölüm, hareketsizlik önermesi.
Kullandığı uzamı sözcüklerin kapsadığından daha farklı olarak kapsayan dil. Uzay / hacim ilişkisini yeniden biçimlendirdiği için farklı bir dildir.