24 Ekim 2006
En son nerde güvende olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Durup düşünme veya gözden geçirme saatlerinde geleceği düşünmemek mümkün mü? Geçmiş denilen kişinin o yaşantı dağarcığı ne kadar belirleyici olsa da, özgür irade, o küçücük irade bu saatlerde gelecek denilen karanlık gecede olası yollar yaratmaya uğraşmaz mı? Satranç oyuncusunun titizliği ile de düşünsem ya da bir koordinat sisteminde zarif bir parabol olarak çizmeye de çalışsam gelecek günler, kapıma geldiklerinde hep şaşırdım. Daha da şaşıracağım galiba. Yapılan her yeni hamlenin yarattığı seçenekler ve her seçeneği takip eden yeni seçenekler. Düşünsene bir kapının değil bin kapının önündesin Lali, hangisini açsan ardında bir o kadar daha çıkacak karşına. Ve bir o kadar daha. Ve belki de son siyah kapıya hiç varmamak için odandan çıkmamak isteyeceksin. Kulaklarını tıkayacaksın ya da ne bileyim soyut miller çekeceksin gözlerine. Söyle Lali ne yapacaksın? Lali, benim hayatım dediğim o karanlık denizin kıyısında, kedi adımlarıyla gezinen sibirya kurdunun adı. Ben dediğim kişi ise bu masal yaratığının peşinde, O’nun açtığı kapıların eşiğinde gezinen birisi. Sadece ve sadece birisi. Ve içinde hiç durmayacakmış gibi tıkır tıkır çalışan, zamandan ürken bir saat var. Belki siz de duymuşsunuzdur, insanın içinde bir saat olduğundan sözederler. Her ne kadar cerrahlar hiçbir ameliyat sırasında ne bir zemberiğine ne akrebine, yelkovanına rastlamamış olsa da sabahları bizi uyandıranan o saat olduğu söylenir. Belki de o saatin tiktaklarıdır duyduğum ya da sadece geveze bir kalp`¦Tiktakları duyuyor musun Lali? Korkuyorum. Herkes gibi, herkes kadar, belki biraz daha fazla. Açılan kapılardan geriye dönmek mümkün değil. Üstelik bulmak ya da elegeçirmek de hayal. Varılacak yer o kara kapıysa, sadece yolunu kaybetmiş bir saf yolcu olarak, karanlıkta açılan kapıların birinden diğerine geçerken ne hissedebilir kişi?
Düşünsene, her eşikte yaşanan orada kalmıyor mu? Sevinç, hüzün gibi hayatımızın yapıtaşları o kapıların sırtına kazınmış kelimeler değil mi? Neyi taşıyoruz yanımızda Lali? Ya da içimizde? Veya ellerimizde? Ya da gözlerimizde? Soruyorum, araştırıyorum saklayabileceğimiz nerelerimiz varsa oralarımızı. Yok, gözlerimiz sadece kapı sırtlarına kazınmış o muğlak kelimelerde… Sevinç, hüzün, acı, falan filan. Ellerimiz kapıların soğukluğunu okşuyor yalnızca. İçimiz dediğimiz yer ise ne karanlık bir gece Lali! Sonra yine o düşünme saatlerinde “gelecek” kelimesini düşünüyorum. Harflerini, hecelerini, taşıdığı veya taşıyabileceği anlamları düşünüyorum. Aslında iyi bir hattat olabilmek çok isterdim. Kelimeyi eğip bükerek harfleri hiç değiştirmeksizin kelimeyi değiştirebilmeyi… “Kelime için, işiten kimsenin nefs’inde bir iz (eser) vardır. Bu sebeble, arap lisanında kelime’ ismini almıştır ki bu, yaralamak demek olan kalem mastarından türemiştir.” diyor İbn Arabi. Yani `yaralanmış olanın bedeninde bir iz.“ Arkasındakini bilmeme rağmen kapıları heyecanla açabilmeyi isterdim Lali. Açtığın yaraları sarabilmeyi`¦Fakat ne zaman ufak bir kıpırdanma - güzel bir heyecan!- olsa içkaranlığımda, yanlış bir kapıyı açmış oluyorsun. Ve o zaman kelimeler yankılanıyor gövdemin içkaranlığında: Deccal mi gelecek? Deccal’i tanımak ne kadar kolaydır. Tek gözü bir üzüm tanesi gibi yüzünün orta yerinde sallanır ve hatta alnında kâfir yazar. Oysa küçük ve zavallı hayatlarımızı felaketten felakete iten sayısız Deccaller… O kadar çoklar ki, gerçek kurtarıcı mesihleri bile hep gözden kaçırıyoruz.
Ya da beklenmedik bir kapıdan giriveriyoruz, sanki yanyana; ve sevinçli denizkızları uğulduyor sarp gövde içimde: Mesih mi gelecek? Ya da en fena kapıları açıyorsun birbiri ardına; daha birinden girmeden ikinci, üçüncü ve belki de sonuncuyu açıyorsun; işte o zaman o pis fısıltı içimde: Korku mu gelecek? Gerçekten korku mudur gelecek Lali. Sadece, salt, çıplak, bedensiz, kelimesiz, bağlantısız bir huzursuzluk. Evet Lali, bende teller değmeye başladı yine`¦işte bu huzursuzluğu yenmek için şimdi, bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyorum. Yolculuk -kimbilir, hangi bilemediğimiz etimolojik bağlantı nedeniyle- her zaman mistik ve romantik bir şeyler taşıyor. Basit bir yer değiştirmenin ötesinde, yolun başında ve sonunda iki ayrı varlığı birleştiren bir anlam taşıyor sanki. Çünkü yolcu, yani yer değiştiren, yol boyunca kendisi de değişiyor olduğundan yolun sonunda kendini başka biri olarak buluyor. Bir tanrıya dönüşmek mümkün olduğu gibi, istenmeyen bir şeye dönüşmek de ihtimal dahilinde. Yazı en korkunç büyü değil mi! İki boyutlu bir dünyayı, korkunç boyutlarıyla tanımlı zihin dünyalarına açan acayip bir kapı… Gizlice yazıyorum Lali. Gizlice. Ne dersin, uzun bir yolculuğa çıksam düzelir mi herşey?
Comments Off