gün olur alır başımı giderim

Neden bilmem ama yerleşik olmama isteği çok baskın bende. Sürekli bir yerlere gitmenin özlemini duyarım. Neden bu kadar kuvvetli bende göçebelik isteği? Beni bıktıran roller mi, yıpranan ilişkiler, eskimiş başlangıçlar mı, yoksa hayata başka bir yerden bakabilme ihtiyacı mı? Cevabı ancak “gitmeye” başlayınca buldum: Beni çeken sadece şehirler ve asıl tutkum mekanı hissedebilmek. Yeni bir şehre gittiğimde ilk duyduğum his mekanın büyüklüğü olur. Sokaklar her zamankinden geniş görünür gözüme, binalarda her zamankinden çok ayrıntı gizli olur. Kafamda farklı semtlerin ilişkisini kuramam, şehrin neresinde olduğumu bilemem. Nerede olursam olayım kaybolmuş hissederim kendimi ve aslında hiç bir yerde kaybolmuş değilimdir. şehir ve bazı insanlar arasındaki ilişkiyi gözlemlemek en sevdiğim oyundur. Bazı şehirlerde insanlar tutkulu olur, bazıları tüm ateşlerini şehre yansıtır, o zaman ben de alev alev yanarım. Soğuk insanların olduğu yerlere hiç ısınamam. En kötüsü ise boş vermiş şehirlerdir, hemen bırakmak isterim onları. Etrafımdaki mekan, insanlar beni de değiştirir. Yürüyüşüm, bakışlarım, düşünüşüm, her şeyim değişir. Kendimi bambaşka bir şekilde algılarken şehir ve benim ayrılığımızı görürüm. Mekanı fark ederim, bir binanın bina oluşunu, köprünün köprülüğünü, ayaklarımın altında uzayıp giden sokakları hissederim; benden bağımsız tanımlanmışlıklar duyarım. O zaman şehrin içinde olur, kendimi bir denge noktasında hissederim; şehrin içinde yokolmak ve onu benimseyememek arasında.
Mekanın benden ayrı varlığını fark ettiğim o anlarda, o denge noktasında, hep kocaman bir el tarafından oraya bırakılmış olduğumu düşünürüm. Ve beni heyecanlandıran da budur. Sonraları mekanı hissedememeye başladığımda, artık hangi sokağın hangisine çıktığını, şehrin neresinde olduğumu, biraz yürürsem nereye varacağımı anladığımda, keşfedilecek ayrıntılar azalır. En kötüsü sokak adlarını ezberlemek, aynı insanı ikinci kere görmek, ayrıntıları incelemeyi unutmak ve sadece bir yerlere yetişmek için dışarı çıkmaktır. Mekanı duyuşum zamanı duyuşumu da etkiler. Mekanı asıl boyutlarından büyük hissettiğim o ilk günlerde zaman da sonsuza dek büyür sanki, mekandaki keşiflerimle kesişir, zenginleşir ve düşünsel keşiflere taşır beni. Mekan küçüldükçe zaman da küçülür, artık sıkıcı, hiç bir heyecan barındırmayan ve ne yapacağımı bilemeyecek kadar bol zamanım olur. O zaman orada kalmak için nedenim kalmaz, ne sevdiklerim, ne yarım kalmış işlerim ne de sorumluluklarım beni orada tutabilir. Hiç bir açıklama bulmaya çalışmam, mekana körleşmiş olmam her şeyi söyler. Hissettiğim sadece yeni yerler görmek isteği olur ve giderim.

Comments are closed.