Hayat bazen briçe fena halde benzer

Hayat bazen briçe fena halde benziyor. Briçte eli bilirsiniz, yeri bilirsiniz, ama oyunun gidişatını karşı tarafın bilmediğiniz eli belirler. Eli bilirsiniz çünkü el sizsiniz (herkesin “kendini bildiği” varsayımından yola çıkmak çok mu iyimser bir yaklaşım yoksa?). Yeri bilirsiniz çünkü yer ortağınız, elini gizlemez, yere açar (aileniz, sevgiliniz ya da iş arkadaşınız yani bir paylaşım yaşadığınız her kim ise ona karşı yeterince açıksınız değil mi?). Size düşen mevcut kağıtlarla, karşı tarafın eline dair yüzlerce ihtimali dikkate alarak en doğru oyunu kurgulamaktır. Ama bazen eller açıldığında görürsünüz ki oyununuzun kurgusu ne olursa olsun bu el almazmış. Neden? Çünkü başlangıçtaki konuşmalarda ya kendinizi doğru anlatamadınız ya anlatırken dürüst davranmadınız ya da karşı tarafı yanlış anladınız. Yani kendinizi ifade etmekte ve/veya ortağınızın ya da rakiplerin konuşmasını yorumlamakta hatalısınız. Yani diyalog. Yani İLETİSİM. Briçte kâğıtlar bir hikaye anlatır. İyi oyuncu bu hikayeyi tüm boyutlarıyla kavrayandır.


İnsanlar da hikâyelerle düşünürler. Dünyayı hikâyelerle anlarlar. Yeni olaylar ve sorunlar daha önce yaşanmış olanlara başvurularak anlaşılırlar ve başkalarına hikâyeler kullanılarak anlatılırlar. İnsanlar arasındaki sorun ve ilişkileri, bu durumları temsil eden hikâyeler yoluyla anlarız. Bilimadamlarının yeni sorunlarla başa çıkmak için kullandıkları belirli bilimsel başarı ve başarısızlık hikâyeleri vardır. Tarihçilerin dünyayı anladıkları ve açıkladıkları meşhur hikâyeleri vardır. Hikâyeler insanın düşünme sürecinde çok temel unsurlardır. Ama insanlar hikâyeleri düşünmekten kaçınmak için de kullanır. Bu iki ifade çelişkili değil mi? İnsan zekâsının temeli olan mekanizmaların kopya edilmesi neredeyse olanaksız olacak kadar karmaşık olduklarını öne sürmek gibi bir tuzağa düşmek istemem. Burada ifade ettiğim hikâye temelli anlayışın önermelerinden biri insan aklının, yapay zekâ araştırmacılarının kabul etmek istediklerinden çok daha basit olduğudur. Zekânın üçüncü boyutu kavrayıştır. Bu sayede eski hikâyeleri yeni hikâyelere bağlayabiliriz. Bazı insanlar bir adım daha öteye geçmiştir; onlar ilişkilendirebilecekleri eski bir hikâye olmasa da yeni bir hikâyenin ne demek isteyebileceğini hesap edebilirler. Çünkü anlaşılamaz olan veriler arasında nasıl bir tutarlılık keşfedebileceklerini öğrenmişlerdir.
Zeki olmanın bir anlamı da başkalarının hareketlerinin ne anlama geldiğini hesaplamaktır. Tıpkı briçte rakibin hamlesini anlamak gibi. Hayvanlar bilinmeyen herşeyi potansiyel bir tehdit olarak algılarlar. Belki çok zekice değil ama filleri uzak tutmak için etrafına patlamış mısır döken adamın dediği gibi, “Gördünüz mü, işe yaradı.” Gazeteler geçenlerde uçak kazasında ölenlerin yakınlarıyla anlaşma sağlamaya çalışan bir Japon Hava Yolları görevlisinin felaketi affettirmek için kendini öldürdüğünü yazdı. Japon Hava Yollarında görevli 59 yaşındaki bir idarecinin kendini boynundan ve boğazından bıçakladığı bildirildi. İdarecinin “özrümü hayatımla sunuyorum” diyen bir not bıraktığını söylendi. Bu adamın hareketleri anlamlı mıdır? Bazı kültürlerde evet bazılarındaysa hayır.
Gördüklerinizi ve duyduklarınızı yorumlamak kurulu normlara başvurarak olur. O halde zeki olmak alışılmadık davranışları, onları anlaşılır kılan bir içerikte yorumlayabilmek üzere birbirinden farklı geniş bir normlar dizisini bilmekle ilgilidir. Zekâ başka birinin hareketinin hangi planın parçası olabileceğini, bu planın hangi amaca varmak üzere hazırlandığını ve eğer bir amaç varsa bu amacın aktörün hangi inancıyla açıklanabileceğini sorgulamakla ilgilidir (ki briç de tam olarak böyle oynanır). Diyelim sorguladınız, yorumladınız ve anladınız; karşı karşıya olduğunuz bu “plan” zihninizde tüm ayrıntılarıyla net bir biçimde belirdi. Peki herşey bu kadar mı? Peki ya eylem yani sizin hamleniz? Plan karşısında takınacağınız hareket tarzı, eylem, zeka gerektiriyor mu? Cevabınız “tabi ki evet” ise bir de şöyle sorayım: Ya zeka, hiçbir eyleme girişmemeyi, tepkisiz kalmanızı söylüyorsa? Tepki vermek aptallık olacaksa? İşte o zaman herkesin zeki geçindiği bir oyunda aptal olmanın ayırt edici bir şey olduğunu düşünüp avunmak gerekir.
Hayat hakkaten briçe benzer. Briçte aslolan kağıtların anlattığı hikayeyi anlamak, kendini doğru anlatmak, karşındaki doğru yorumlamaktır. Anlamak için emek harcamak, doğru anlatmak için dürüst olmak, yorumlamak için ise zeka gerekir. Ve bu oyunu ancak böyle oynarsanız keyif verir, sonuçta kazanan siz olmasanız bile.
İyi oyunculara sevgilerimle…

Comments are closed.