Oyunun kuralları son derece basitti. Üç kişilik bir oyundu: Yaratan, yaratılan ve seyirci. Amaç verilen zaman sonunda nihai sona ulaşmaktı. Belli bir senaryo yoktu, uyulması gereken kurallar çok esnek gibi görünmekle birlikte öylesine temel üç kural vardı ki manevra özgürlüğünü sihirli bir değnek değmişçesine ortadan kaldırılıyordu. Doğmak, hayatta kalmak ve ölmek. Bu üç kural aslında oyunun da birer parçasıydı daha doğrusu ana temalarıydı. Yani hem kural hem amaç.
Giriş yaratanın elindeydi. Doğuma sebebiyeti kurallar gereği yaratılan vermiyordu ama doğmak da onun göreviydi ve doğmak zorundaydı. (Kendi kendine doğmak kurallara göre mümkün değil ama bilebildiğim her dilde doğmak kendi kendine yapılan bir eylemmiş gibi zikredilir, başkasının eylemi yaptığını birinin de ondan etkilendiğini gösteren fiiller çeşitli ekler alırlar ki doğmak onlardan biri değildir ama doğurmak bu ikinci tür eylemlerdendir.) Her neyse tüm bu dil oyunları bir tarafa bu oyunun kuralına göre biri doğmak biri de doğurmak zorunda.
Bu giriş bölümü çok uzun sürmemekle birlikte oyunun en etkileyici bölümlerinden biri olduğu da muhakkaktır. Yaratıcının rolü fiilen burada bitmekle beraber artık yaradılanın, yarattığı için yaradanına duyduğu minnet duygusundan mıdır yoksa yarattığı gibi yok da edebilir korkusundan mı bilinmez oyun boyunca yaradılanın kafasının bir yerinde çoğu hareket ve davranışlarına yansıyan bir yaratan kişiliği kendisini gösterir. Artık oyun yaratılanın üzerinde ilerlemektedir. Yaratılan elindeki süre içinde istediği her şeyi yapmaya özgürdür tek bir şartla, zamanı geldiğinde ölerek. Bu arada söylemeden edemeyeceğim bu oyun dışarıdan görüldüğü kadar kolay değildir, birçok oyuncu süreyi dolduramadan ölmüştür. Kimisi oyunun sonunu getirebilecek kadar yetenekli olmadığından kimisi fazla heyecandan (özellikle bu ilk oyunuysa). Kimisi de oyunu sıkıcı ve anlamsız bulmuş, zamanın dolmasını beklemeden çekilmiştir sahneden (hemen belirtelim bu durum oyunun ana ve temel kurallarına kesinlikle aykırıdır). Bunun tersine olan durumlarda yaşanmamış değildir. Oyunun süresi bittiği halde ısrarla ölmek istemeyenler de olmuştur. Bu durumda kurallar etkilerini kesinlikle gösterir. Bu tip durumlar için kural son derece acımasızdır; süre bitince oyun biter. İlk bölümün afaki ışıltılı ve karmaşık etkileyiciliğine karşın bu son bölüm biraz kuru, isteksiz ve gayrı ciddi oynanır. Zamanı geldiğinde ölmeyi başaran oyuncu usta bir oyuncudur ve zamanı iyi ayarlamasıyla ne kadar övünse azdır. Ne de olsa oyun sırasında tam çorbasını içerken kendisini yere atarak veya bir konuşma sırasında, lafının ortasında aceleyle ölen, hatta uyurken aniden uyanıp sonra da hemen ölmek zorunda kalan ve oyunu vodvile çeviren oyunculara da rastlanmıştır.
Bu arada üçüncü oyuncunun yani seyircinin ne yaptığını merak ediyorsunuzdur herhalde. O, oyunun hiç bir bölümünde ön plana çıkmamakla birlikte, oyuna katılan her oyuncunun kabul ettiği gibi, aslında oyun onun varlığı ile şekillenmektedir.Yaratılan oyunun en serbest akışlı bölümlerini oynarken bile seyirci onu görünmez kurallar kıskacına alır ve finalde sahnede sadece o görünürdü.
Oyunlar çocuklar içindir, oyunlar seyirciler içindir, oyunlar başarılar içindir, oyunlar zaman geçirmek içindir, oyunlar şaşırtmak içindir. Ama bu, hayatın da bir oyun olduğu anlamına gelmez, her ne kadar oyunlarla yaşıyor olsak da.
Oyunlar kendinizi kandırmanız içindir. Oyunlar, hemen yanıbaşınızdaki savaşı görmezden gelmek için zihninizde kurguladığınız bir yanılsamadır. Ölümler oyun içindir, ölümler oyun içindedir. Biz de bu oyunun seyircileri