Eğer yaşamın kilidiyse hareket, o kilidin anahtarı da gitmek olsa gerek…

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma,
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.

Kavafis

Kimi sözcükler büyüsü kendinden menkul bir hüzünle birlikte yürürler. Çekildikçe uzarlar, uzadıkça kısalırlar. Tıpkı masallardaki gibi; dere tepe düz gittim, dönüp baktım ki bir arpa boyu yol gitmişim. İşte böyle bir çelişkiyi barındırırlar bünyelerinde.
İşte size sihirli bir sözcük; gitmek, ister uzatın, ister kısaltın. Nereye çekerseniz oraya gidebilir. Bir köpek kadar sadık, bir akrep kadar kalleş olabilir. Gurbetten gitmek, yurda dönmekmiş; varmak için gitmek gerekliymiş ve her gün yatağımızdan kalkıp kapıyı açınca yeni bir yerlere gidermişiz. Öyle söylerler. Söylenenler doğru mudur?


Eğer yaşamın kilidiyse hareket, o kilidin anahtarı da gitmek olsa gerek. Bir kenti terketmenin hüznünü anlatan Behramoğlu, yeni bir şehre gittiğinin farkındadır ve başka bir hüznü yanında getirir. İkisinin arasındaki fark belki çok ince belki de sadece muhtevada saklı. Gitmek ve terketmek iki zıt uç mu yoksa aynada birbirlerini çoğaltan görüntüler mi? Sanırım bu, yaşadıkça anlaşılacak bir sır. Her gün çıktığınız evden son çıkışınız olursa ya da her gün gittiğiniz yerden farklı bir yere gidiyorsanız, bu gidiş ve terkediş diğerlerinden ayrıcalıklıdır… diyebilir miyiz?
İşte size sihirli bir sözcük ve bir sürü soru. Kelimenin sırrına vâkıf olduk mu iş bitecek. Ama sorun bu noktada başlıyor kimi zaman. Kelimede kaybolmak da mümkün, kelime bizi ezebilir, eritebilir. Onda yeni anlamlar bulurum umuduyla girdiğimiz her sorumluluk ayağımızda bağ olabilir. Söz gelimi ben sürgün hayaliyle süslediğim bir yolculuğun gitmek mi, terketmek mi, sevmek mi, kaçmak mı olduğunu nasıl çözerim. Olsa olsa onu bir hayal değil de gerçeğin ta kendisi saymakla çözülebilir bu düğüm.
Evet sürgünü yaşıyormuş gibi yaşamayıp; yüreğinde hissettim mi iş biter. Daha doğrusu “Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim”. Gitmenin ne demek olduğunu işte o zaman çözerim. Düşünün, bir düşünün, hepimizin içinde kangren olmuş bir sürgün var ve onun hediye ettiği gurbetlerle çoğaldığımızı düşünün. Akşam eve geldiniz, oturmuş tv seyrediyorsunuz; ya da bir yerden bir yere gidiyorsunuz ve tabii ki yalnızsınız (ki yolculuklarda insan hep yalnızdır). Hissettiniz mi? Garip bir burukluk… içinizdeki yarım kalmış çığlığı işitebiliyor musunuz? İşte o nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın ve nerede kalırsanız kalın, yanınızdan ayıramadığınız sürgünlüğünüzdür. Lütfen, bir an gurbeti yaşar ve evinizde sıla özlemi çekerseniz, sözlerimi hatırlayın.
Kimi sözcükler büyüsü kendinden menkul bir hüzünle birlikte yürürler.

Comments are closed.