Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Mevlana


Büyümek bir zaman değildi. Büyümek bir ya da birkaç yerdi. Ben enstantanelerle büyüdüm, projektör makinasından atlar gibi. Hayata poz vere vere, aralarında siyah karanlık aralıklar tıkırdatarak. Hatıralarım yaşamadıklarımdır böylece.
Renkli dia pozitiflerinden seyrederim geçmişimi. Benim için sadece mekanlar vardır. Onlar içinden bir zamanlar geçtiğim değil, tam tersine benim içimden geçmiş, bu yüzden benim için geçmişleşmiş parlak alanlardır. İçlerinde uzun ya da kısa kalmış olmam, orada kayda değer sakatlık, aşk, terbiye gibi bir şeyleri yaşamış olmam değildir onları geçmiş arşivimin parlaklıkları yapan. Aksine onlar rüyalarım kadar gelişigüzel, o yüzden esrarengiz ve hem de anlamsızca ısrarcıdırlar.
Mekanlarım aslında sizin zannettiğiniz gibi içinde geniş bir perspektifle optimum bir kareye sığdırılmış ve seyrimize açılmış görüntüler değildir. Benim mekanlarım ısrarcıdır ama durup beklemez. şimdi gibi gelip geçer geçmişim onlarla beraber. Birinde bir pembemsi çiçeği ezerim, ezdikçe ıslak ve yapışkan elime kınalarım. Oyun der buna büyükler. Bir başkasında bir kapıdan defalarca girecek gibi olurum, defalarca geriden hız alır sakince yürürüm. Ama ne mümkün karanlık kapıdan içeriye adım atmak. Yine de denerim. Israr eden benim kıpırtılı mekanlarımdır. Geçmişim bugün gibi akar. Ama ben bazı şimdilere sırtımı yaslarım, geçmişi hiçbir yere geçirtmem. Seyir için durmuşsam, karanlık atlayışlarım arasında bilinmezden bilinmeze sekerim. Ateşim çıkar durur bakarım. Hiçbir çocuk büyümeyi bir oyun heyecanından daha çok beklemez. Hiçbir büyümüş ise çocukluk denilen şeyi aramaz, çünkü elinin altında pırıl pırıl kıpırdamaktadır. İnsan karanlık bir odada projektörün ışığını değil, ışığın önündeki şeffaf görüntüyü görür çünkü. Pek kıpırtılı, pek ısrarcıdır geçip gidemeyen geçmişler, bugün olamayan şimdilerde.

Comments are closed.