atlas bir halı gibi dokunan akşamlar
Sönük bir akşam güneşinde yazamaya başlar kadın. Döner, durur kalem avuçlarında. Önce “sökün bu tel örgüleri gövdemden” kelimeleri sıyrılır dudaklarından. Sonra bu sözlerin taşları takılır boğazına. Ak saçlı bulutlar denize yaklaşır. şehrin bazı köşelerinde bombalar patlamaktadır, bunun haberi sızar soluduğu havayla. Ezan nağmelerinin ardından şehre rüzgar koşar. Belki uzaklarda, çok uzaklarda bir yerlerde seccadeye ılık bir gözyaşı damlar. Bu gözyaşlarının yüzü suyu hürmetine yaşıyoruz ya şu bombalı hayatta, der kadın içinden. şehir kaynamadan, köpürüp dalgalanmadan, sessizliği elinden alınmadan buralardan uzaklaşmanın hayalini kurar.
Güneş dayalı değildir göğe. Saçaklanıp yanmaz olmuştur. Rüzgar şehri hırpalamaktan vazgeçmiştir. Bilinçler kaçışır sofranın ak örtüsünden. Beklentiler yol alır susuşlarda. Kadının yüreği şehrin yüreği ile çarpmaya başlar. Yarasından kan damlayan kadın, kanlı şehri sayıklar. Işıklı bir kitaba sarılır sonra. Bilinci yontulur kitabı okudukça. Suçlu gözleri yumulur kitaba. Satırlar şehri kurtarır. Bir serüvene açılır şehrin pusu. Beyaz rüzgarları atlatıp yürümeye başlar. Sular boyunca yürür. Nereye varacağını kestiremediği şehirde makyajsız insanlara rastlar. Habersizliklerini kutlayan bu insanlara kekemeliğini bırakıp döner. Arkasından günah yüklü gemiler gibi karartılar gelir.
Martıların saklandığı yere vardığında kara gölgeler ardındadır. Bir müddet durup arkasına döner. Toprakları ölü kokan gecenin bildik çığlıklarıdır bu siyah gölgeler!..Gölgeler bıçak sallar bulutlara delikanlıca. şehrin uykusuna karayılan gibi sokulurlar. Acıyı ekmek yapıp yiyen, dünü olmayan, yarını olmayacak olan gölgeler sürgüne gider. Kadın buhranın ağıdını yakar. Prizmalı düşlere takılır zihni. Ağlamasına engeldir şaşaalı masası ve koltuklar, aydınlık koridorlar. Karanlık bir sığınak arar. Satın alabileceği gece yoktur. Gözleri ışıklı kitaba tekrar takılır. İlk sayfalar yırtılmıştır hor kullanılmaktan. Büyük büyük sözlerin altına kara çizgiler çekilmiştir. Anlatılan sahne kadını akşama isyan ettirir. Bu yaşta hayatı sıfırdan almak mümkün müdür? Batık bir yıldız gibi geride kalır ömrün (belki de) yarısı…
Akşam atlas bir halı gibi dokunur. Hatıraların yaşandığı akşamın havası buralı değildir. Unutuşlar yaşanır akşamın bir sayfasında. Hayatla aralarına bir çizgi düşmüştür. Akşam böylesine müphem geçerken tok bir ses duyulur:
“bir dinamit gibi at kendini granitlerden granitlere
parçala kayaları bulmak için yitirdiğin suyu
yeni zamanların yoksul düşlü kuzgunu”
Issız karanlığa bir çığlık düşer. şehir yaralı bir kedi gibi sızlanır. Kaçak düşünceler çökmüştür omuzlarına. Göğü siyah bulutlar çatılamıştır. Ağır bir sancı barınır ruhunun intihar ülkesinde. Acı izler bırakarak geçen akşam yüreğini tırmalar. Bir name kanamaya başlar ıslığında.
Sonra başını masadan kaldırır, derin bir nefes alır. Kaç zamandır böyle kafasını kaldırmadan yazdığını kestirmeye çalışır. Gözlüğünü takar, saçlarını toplar, ceketini giyer. Dönüp pencereden şehre bakar; ayaklarının altında serili olan şehirle barış imzalar. Ne de olsa birazdan onun kollarına bırakacaktır kendini ve bu iş güvensizliğe hiç gelmez.