Ankara, mon amour!

Mario Levi`nin o güzelim kitabı ‘Bir şehre Gidememek’i okumuş muydunuz? Ben bir şehre gittim sonunda, yıllar sonra Ankara. Ben o şehirden tıpkı kitapta anlatıldığı gibi, bir kara tren ile ayrılmıştım, o trenle geri dönemedim. Çünkü o tren geri dönmedi, yolcularını bu şehre bıraktı ve kayboldu. Bir trenin yolcularını terk ettiğini ben ilk kez, belki de son kez o zaman gördüm, anladım. O trenin terk ettiği yolculardan biri olarak yaşıyorum hâlâ. Levi, çocukluğunda zorunlu olarak pek çok yer dolaştığı için aidiyet duygusunu yaşayamadığını, oysa bunu çok istediğini anlatıyordu. 11 ayrı ilkokulda okumuş ki bu çocukluğun omuzlarında ve kalbinde ağır bir yük olmalı. ‘Bu yüzden âşık olamaz insan, hep ayrılığı yaşar’ diyordu. Ben de onun kadar çok dolaşmasam da, Sivas, Ankara ve İstanbul’da yaşadım. Çocukluğumu özleyince Sivas, gençliğimi düşleyince Ankara ve kader bağlayınca İstanbul. Kader ne zaman çözülecek ya da çözülür mü bilmiyorum, ama falımda henüz yol filan gözüktüğü yok(yani boşuna sevinme İstanbul , henüz benden kurtulmadın) Sanki garip gönlümü eğlendiriyorum burada, sanki gurbete çıkmışım da bir zaman sonra geri dönecekmişim gibi. Üstelik de o şehirlerin beni artık çağırıp çağırmadıklarını bile bilmeden. Çağırsalar da nasıl giderim ki, o tren yok artık. Keşke trenini arayan bir yolcu olsaydım, buluncaya kadar hiçbir yere adım atmasaydım! Yapamadım, trenle ayrıldığım bir şehre yıllar sonra uçakla geri döndüm. Göz açıp kapayıncaya kadar vardım ve geldim. Sonra da kendime kızdım, ama ne çare, tren beni unutmuş, ben de treni. Uçakla gittiklerimiz yabancı şehirlerdir, oralara iş için, turist olarak gidilir ve dönülür. Oysa ait olduğumuz şehirler bizden yavaşlık bekler, onlara usulca gidilir, sabaha karşı inilir, daha uyurken o şehrin koynuna girilir. O şehirler eve benzer. Evin sıcak, uykulu koynuna süzülüp çocukluk uykularına dalmadıktan sonra, bir şehri görmek, görmek sayılır mı? Sayılmazmış, anladım. ‘Ankara rüzgârı’nı yüzümde, gönlümde hissetmek için, ne yapıp edip o treni bulmalıyım, trenini arayan bir yolcu olmalıyım, benim gibi Ankara’dan İstanbul’a dökülenlere sormalıyım:
“Bir şehre dönememek nasıl bir şeydir kardeşler?”
İyisi mi, ‘bir şehre dönememek’ adlı uzun bir şiir yazmalıyım…

Comments are closed.